Kusursuz Petekler İnşa Eden BALARILARI

 

Hepiniz balarısını tanırsınız. Çoğunuz televizyonda izlediğiniz çizgi filmlerde, hatta canlı olarak da onu pek çok kez görmüşsünüzdür. Ama bence yine de onun hakkında bilmediğiniz çok şey var...

Geçenlerde annem ve babamla birlikte Belgrad Ormanı'na koşuya gittik. Çok güzel bir gün geçirdim. Ama en güzeli, koşmaya ara verdiğimiz bir sırada küçük, ama benim için çok büyük ve değerli olan bir dost kazanmak oldu. O küçük arkadaşımı hiçbir zaman unutmayacağım.

Onun kim olduğunu merak ettiniz, değil mi? O çok sevimli bir balarısıydı. Yanıma yanaştı; etrafımda uçup duruyordu. Beni sokmasından korkup tedirgin olmuştum. Çünkü arı bana iyice yaklaşmıştı... Farkında olmadan "Lütfen beni sokma. Canımın yanmasını istemiyorum!" diye bağırdım. Ve o an çok şaşırtıcı bir şey gerçekleşti; balarısı benimle konuşmaya başladı.

Balarısı: Seni sokmak istemiyorum. Sadece seninle arkadaş olmak istiyorum.

Burak: Gerçekten mi? Doğrusu buna çok sevindim!

Balarısı: İstersen sana biraz kendimden bahsedeyim. Ben bir işçi arıyım. Şu ileride gördüğün ağaçların kovuklarında binlerce arkadaşımla birlikte yaşıyorum.

Burak:  Ne kadar da çok arkadaşın varmış!.. Peki bütün gün arkadaşlarınızla birlikte neler yapıyorsunuz?

Balarısı:  İçinde bulunduğumuz kovanda temizlik yaparız, dışarıdan yiyecek toplayıp kovana taşırız, arı sütü üretiriz, kovanın ısısını düzenleriz, güvenliği sağlarız...

Burak: Peki ama bunları yaparken yorulmuyor musunuz?

Balarısı:  Hayır. Biz işçi arılar aramızda çok güzel bir iş bölümü yapıyoruz; bu yüzden de hiç yorulmuyoruz. Örneğin şu sıralar benim görevim bal depolamak için petekler inşa etmek…


Kovandaki arıların hepsi farklı işler yapar. Kimi yiyecek toplar, kimi temizlik yapar, kimi bal üretir.

Burak:  Arılar hakkında hep merak ettiğim bir şey vardı; sizler nasıl dünyaya geliyorsunuz?

Balarısı: Belki duymuşsundur; her arı topluluğunda bir kraliçe arı vardır. Kraliçe arı, dişi arıların arasında en büyük olanıdır. Belli zamanlarda yumurtlar. Ama yumurtalardan zannettiğin gibi hemen biz çıkmayız. Larva adı verilen ve görünümü aslında bize hiç benzemeyen, gözleri, kanatları ve bacakları olmayan beyaz kurtçuklar çıkar bu yumurtalardan! Bunlar bir süre etrafları kozayla sarılı beklerler; o sırada iyice beslenir ve sonra tıpkı bana benzer şekilde ortaya çıkarlar.

Burak: Çok şaşırtıcı! Ama ben hala bir şeyi merak ediyorum. Çok kalabalık olmanız hayatınızda bir karmaşa meydana getirmiyor mu?

Balarısı: Hayır, tam tersine, aramızda büyük bir düzen var. Binlerce arı hiçbir karışıklık çıkarmadan kovan içinde yaşar ve bütün görevlerimizi hiç aksatmadan yerine getiririz.

Burak: Bu çok ilginç! Çok kalabalık olmanıza rağmen düzeni nasıl sağladığınızı hiç anlayamıyorum! Benim babam oturduğumuz apartmanda yöneticilik yapıyor ve düzeni sağlamakta oldukça zorlanıyor. Ama siz bunu çok rahat sağlayabiliyorsunuz!
 

Kraliçe arının peteklere bıraktığı yumurtalar ilk önce üstteki resimlerdeki gibi beyaz birer kurtçuk görünümündedir. Bu larvalar zaman içinde büyür, gelişir ve tanıdığınız arı şeklini alır. En altta da, kraliçe arının etrafındaki işçi arılar gözüküyor.

Balarısı: Şaşırmanı normal karşılıyorum. Çünkü daha önce de insanların bu konuya çok şaşırdığını, hatta bilim adamlarınızın bu düzenin nasıl sağlandığı, iş bölümünün neye göre belirlendiği, bu kadar kalabalık bir topluluğun nasıl olup da rahatlıkla birlikte hareket edebildiği gibi soruların cevabını aradıklarını duymuştum! Ben sana bunun cevabını kısaca şöyle verebilirim: Hepimizin belli görevleri var; görevlerimizi çalışkan bir şekilde yerine getirir, hiçbir zaman düzeni aksatmamaya çalışırız.

İşçi arının anlattıklarını büyük bir merakla dinlerken annemin "Burak! Burak! Neredesin?" diye seslendiğini duydum. Artık ayrılma vakti gelmişti.

Burak:  Annem beni çağırıyor. Galiba artık gitmem gerek. Tanıştığımıza çok memnun oldum. Bütün anlattıkların için teşekkürler!  
Sağda birbirlerini besleyen, hemen altta solda ise kovanı kanatlarıyla havalandıran arılar gözüküyor.

Balarısı:  Asıl ben çok mutlu oldum. Belki de bir gün yeniden karşılaşırız! Örneğin; haftaya tekrar burada buluşmaya ne dersin? Hem istersen, seni kovanımızın olduğu yere götürebilir, bal peteklerini gösterebilirim.

Burak: Çok sevinirim. Annemle babam haftaya buraya tekrar gelmeyi kabul ederse tabii!

Balarısı: Haydi öyleyse, haftaya görüşmek umuduyla!

Eve döner dönmez heyecanla babamın doğum günümde hediye ettiği "Hayvanlar Ansiklopedisi"ni elime aldım. Hızla sayfaları çevirdim ve balarılarıyla ilgili bölüme geldim. İlk gözüme çarpan küçük bir balarısı resmi oldu. Arkadaşımı şimdiden çok özlediğimi hissettim...

Merakla yazıları okumaya başladım. Okuduklarım karşısında hayrete kapılıyordum. Saatlerin nasıl geçtiğini ise hiç fark etmedim. Annem uzun süredir ne yaptığımı merak etmiş, odama gelmişti. Ona heyecanla balarılarından bahsetmeye başladım.

Burak:  Anne, balarılarının inanılması güç olağanüstü özelliklerinin olduğunu biliyor musun? Örneğin sana en son okuduğum şeyi anlatayım; dişi balarılarının kovanda temizlik yaptıklarını belki duymuşsundur. Kozalardan çıkan arıların geride bıraktıkları parçaları, kovan içinde ölmüş arıları ve daha bunlara benzer pek çok yabancı maddeyi sürükleyerek kovanın dışına çıkarıp atıyorlarmış.

Peki kovandan çıkaramayacakları kadar büyük parçaları ne yaptıklarını biliyor musun? Onları da bakteri üretip kovandaki arıların sağlığına zarar verecek hale gelmemeleri için "propolis" diye bir maddeyle sarıyorlarmış. Propolis adı verilen bu kimyasal maddenin en büyük özelliği bakteri barındırmaması... Ama, şeyyy... Sence bu maddeyi nereden buluyorlar anne? Küçücük arıların böyle kimya bilgileri nasıl oluyor? Henüz buraya kadar okudum. Belki sana daha sonra bu maddeyi nasıl elde ettiklerini de anlatabilirim.
Solda, kovanın sağlığını ve güvenliğini tehlikeye sokacak her türlü canlıları ve ölü larvaları dışarı atmakla görevli olan işçi arılar görülüyor.

Sağda ise, kovandaki bir yabancıyı sürükleyerek dışarı atan işçi arılar görülüyor.

Anne: Arılar küçük, ama son derece akıllı varlıklar... Ama tabii ki bu aklın onlara ait olduğunu düşünmek çok yanlış olur. Onlara yaptıkları herşeyi öğreten bir Yaratıcıları var. Ben de senin yaşlarındayken onlar hakkında bir kitap okumuştum ve aynı senin gibi, ben de onların bu üstün özellikleri karşısında çok heyecanlanmıştım. İstersen sen okumaya devam et. Dikkatini çeken yerleri istediğin zaman bana yine anlatabilirsin.

Annem akşam yemeğini hazırlamak üzere odadan çıktı. Deminki soru aklıma takılmıştı. Arılar propolis denen maddeyi nereden buluyor ve onu kullanmayı nasıl öğreniyor olabilirlerdi? Merakla okumaya devam ettim.

Kitabın devamında arıların propolisi nasıl elde ettikleri anlatılıyordu. Önce bazı ağaçların yapışkan tomurcuklarından alt çeneleri yardımıyla reçine denen maddeleri kemiriyorlardı. Daha sonra reçineye ağız salgılarını ekleyerek propolisi üretiyorlardı. Daha sonra onu arka ayaklarındaki özel keselere yerleştirerek kovana taşıyorlardı.

Arılar kovandan dışarıya çıkaramadıkları büyük cisimleri arka ayaklarındaki bu maddeyle sarıyorlar, böylece onu bakteri barındırmayan zararsız bir madde haline getiriyorlardı. Bu bir nevi mumyalama işlemiydi.

Peki ama arılar bunu yapmayı kimden öğrenmişlerdi? Arılar ölü bir canlının ya da artık bir maddenin kovandaki canlılara zarar verebileceğini nereden bilmekteydiler? Bunları ben bile yeni öğrenmiştim. Bunlar bir böceğin bilebileceği bilgiler değildi ki! Gittikçe daha da meraklanıyordum! Balarıları en az insanlar kadar şuurlu birer varlık mıydılar yoksa?

Elimdeki kitabı kesinlikle bırakamıyordum. "Meğer arılarla ilgili ne kadar da çok bilmediğim şey varmış!" diye düşündüm. Ve hala cevaplandıramadığım pek çok soru işareti vardı kafamda. Ama er geç bunların cevabını bulacağımı biliyordum.

Kitabın devamında arıların nasıl bal yaptıkları da anlatılıyordu. Arıların bal yaptıklarını ve bunun için petek ördüklerini duymuştum, ama petekleri nasıl yaptıkları konusunda hiçbir fikrim yoktu. Oysa peteklerin örülme aşaması da başlı başına büyük bir mucizeydi!

Arılar peteğin yapımına en üstten başlıyorlarmış. Ve petek aynı anda 2-3 ayrı yerden farklı arılar tarafından aşağıya doğru örülüyormuş. Kafam iyice karışmıştı; bir petek değişik uçlardan başlanarak inşa edilmesine rağmen nasıl o kadar düzgün olabilirdi? Üstelik üzerinde hiçbir ek yerine de rastlanmıyordu.  
Annemin evde örgü ördüğüne defalarca şahit olmuştum. Ama annem örmeye tek bir noktadan başlıyordu. "3 ayrı noktadan başlasa ördüğü kazaklar acaba nasıl olurdu?.." diye düşündüm. Herhalde sonuç pek de iyi olmazdı... O halde arılar çok ince hesap yapabilen varlıklar olmalıydılar...

Burak, eline aldığı kağıt ve kalemlerle arılar kadar, düzgün petekler çizebilmek için uğraşıyor. Ama cetvel gibi araçlar kullanmadan arılar kadar başarılı olamıyor. Siz de bunu kendiniz deneyerek görebilirsiniz.

Elime bir kalem ve bir dosya kağıdı aldım. Kağıdın birkaç kenarından başlayarak altıgenler çizmeye başladım. Sayfanın ortasında bu altıgenleri birleştirmeye çalıştım. Ve bütün bunları cetvel, gönye gibi araçlar kullanmadan ve hiçbir hesaplama yapmadan başarmak için uğraştım. Ama kısa bir süre sonra bunun imkansız bir işlem olduğunu anladım. Öyleyse arılar bunu nasıl başarıyorlardı? Onlar nasıl tek bir hata bile yapmadan altıgen petekleri örebiliyorlardı?

En çok dikkatimi çeken ayrı bir nokta ise, peteğin inşasına sonradan katılan her arının, inşaatın hangi aşamada olduğunu hemen anlayarak işe o noktadan başlayabilmesiydi. Arılar farklı yerlerden petek örmeye devam ederken, inşaata yeni katılan her arı bambaşka bir açıdan örmeye başlıyordu. Ve büyük bir karmaşa meydana gelmesi gerekirken, son derece mükemmel bir yapı ortaya çıkıyordu.  
Arıların büyük bir özen ile yaptıkları peteklerin üzerinde hiçbir birleşme yeri gözükmez. Sanki tek elden çıkmışcasına petekler tek bir parça halindedir. Bu, gerçekten son derece şaşırtıcı bir durumdur. Çünkü arılar, çok sayıda değişik yerlerden başlayarak ayrı ayrı hücreler halinde peteği örerler.

Arılar, balın ana malzemesini çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından toplarlar.

Ansiklopedide bir de arıların bal yapma teknikleri anlatılıyordu ki, buradaki olağanüstülük de beni çok şaşırtmış, oldukça heyecanlandırmıştı. Okuduğuma göre, balın ana malzemesi arıların çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından topladıkları nektarlardı. Arılar bu nektarı çiçeklerden topladıktan sonra bala çeviriyorlardı.

Kitapta önemli bir şey daha anlatılıyordu: Bal üretimi çok büyük bir çaba gerektiriyordu. Örneğin sadece yarım kilogram nektar toplamak için 900 arının 1 tam gün çalışması gerekmekteydi. Kitaptaki diğer hesaplamalar hayretimi gittikçe artırıyordu: 450 gramlık saf balı elde edebilmek için yaklaşık olarak 17 bin balarısının 10 milyon çiçeği ziyaret etmesi gerekiyordu. Yani bu iş onlar için son derece zahmetliydi. Buna rağmen arılar büyük bir çalışkanlık sergiliyor ve kendi ihtiyaçlarının kat kat üstünde bal üretiyorlardı. Üstelik bunların çoğunu da kendileri tüketmiyor, biz insanlara da bir yarar sağlamış oluyorlardı.

Bir türlü işin içinden çıkamıyordum. Arılar birkaç santimlik, küçücük birer varlık olmalarına rağmen, insanı hayrete düşürecek kadar büyük işler beceriyorlardı. Bütün bunları hangi şuurla, hangi yetenek, hangi güçle yapabiliyorlardı? Bunları gerçekleştirecek akla, bilince ya da kimya ve matematik bilgisine nereden sahiptiler? Neden bu kadar gayretli bir biçimde hiç durmadan bal üretiyorlardı?

Elimde kitabımla babamın yanına gittim. Öğrendiklerimi ona anlattım ve bütün bunları arıların nasıl yapabildiklerini sordum. Babam gülerek başımı okşadı ve şöyle söyledi:

Baba: "Söylediklerin çok doğru. Arılarda çok üstün bir akıl, büyük bir sanat görülüyor. Sadece onlarda mı? Aslında bütün hayvanlarda, hatta evrenin her yerinde büyük bir mükemmellik var!  Ama önce arılarla ilgili sorularına cevap olması için sana Kuran'dan bir ayet okuyacağım. İyi dinle."


Burak:
Şu an daha iyi anlıyorum Baba. Arılar tüm bu olağanüstü davranışları Allah'ın ilhamıyla gerçekleştiriyorlar. Allah bize karşı çok merhametli, onlara ilham ederek bizim için şifa verici olan balı ürettiriyor. Allah'ın bu nimetlerini öğrenmek insanı çok heyecanlandırıyor.


Baba: Arıları araştırdığın gibi karıncaları ya da sivrisinekleri, develeri, kuşları, balıkları, çiçekleri, ağaçları, yıldızları, denizleri, okyanusları, kısacası herhangi bir varlığı araştıracak olsan, karşına çıkan mükemmellikler karşısında yine aynı heyecanı duyarsın. İşte bütün bunlar evrenin her noktasını büyük bir sanatın kapladığını gösteriyor. Bu sanat seni, beni, anneni, balarılarını, papağanları, tavşanları, sincapları, gezegenleri, uzayı, güneşi, ayı, yani herşeyi ve her yeri yaratan Allah'ın sanatıdır. Allah herşeyin sahibidir. Herşey O'nun bilgisiyle, O'nun izniyle yaratılır. İşte balarılarını yaratan da O'dur. Onların her davranışları Allah'ın izniyledir. Onlarda gördüğümüz akıl, Allah'ın sonsuz aklının bir yansımasıdır. Etrafında gördüğün şeylere bu gözle
bakarsan, ne kadar çok mucizeyle çevrili olduğumuzu hemen fark edeceksin!

Babamın söyledikleri çok doğruydu. Etrafımızda gördüğümüz şeylerde kendini gösteren aklın kuşkusuz üstün ve yüce bir sahibi vardı. "O üstün ve yüce güç sahibi varlık, elbette ki herşeyin yaratıcısı olan Allah" diye düşündüm. Daha önce kafama takılan bütün soruların cevabını da bulmuştum. Balarıları kendilerine ait bir akıl göstermiyorlardı! Zaten onlarda böyle bir aklın olması mümkün de değildi! Onlar kendilerini yaratan Allah'ın ilhamıyla hareket ediyorlar, bu nedenle bizleri şaşırtan üstün bir akıl gösterebiliyorlardı.

...................

Bir hafta boyunca karşılaştığım bütün arkadaşlarıma, kuzenlerime, anneme ve babama arılar hakkında bildiklerimi anlattım. Ve işte hafta sonu artık gelmişti. Babama yeniden Belgrad Ormanı'na gidip gitmeyeceğimizi sordum.

Burak:  Baba, bu hafta sonu da koşmaya gideceğiz, değil mi?

Baba: Aslında bu hafta gitmeyi düşünmüyorduk, ama istiyorsan gideriz tabii, neden olmasın!

Babam gitmeyi kabul ettiği için hem çok sevinmiş, hem de çok heyecanlanmıştım. Acaba benimle konuşan balarısını tekrar görebilecek miydim?

Belgrad Ormanı'na vardığımızda heyecanım iyice artmıştı. Bir an önce balarısıyla buluşacağımız yere gitmek istiyordum. Babamla koşmaya başladık. Çok geçmeden balarısını ilk gördüğüm yere ulaştık. Babama biraz etrafı gezmek istediğimi söyledim. Çok geç kalmamak şartıyla kabul etti. Hızla buluşma yerimize doğru koştum. Arkadaşım orada beni bekliyordu; belli ki benden çok daha önce gelmişti.

Burak:  Merhaba! Tekrar görüştüğümüz için çok sevinçliyim!

Balarısı:  Ben de! Hoşgeldin! Seni gördüğüme ben de çok memnunum. Hadi, sözümü tutayım ve sana peteklerimizi göstereyim.

Burak:  Tamam, zaten bütün haftayı sizin olağanüstü peteklerinizi düşünerek geçirdim biliyor musun? Onları görmek için sabırsızlanıyorum.

Birkaç adım ilerideki ağaçların kovuklarından müthiş bir arı vızıldaması geliyordu. Yanımda arkadaşım olmasa oraya kesinlikle gitmezdim tabii ki. Ama küçük arı bana hiçbir şey olmayacağını söylüyordu. Ve ben de arkadaşıma güveniyordum.

Kovuklara vardığımızda içeriden gelen uğultulu vızıldamalara rağmen aslında orada büyük bir düzenin var olduğu gerçeğini hatırladım. Arılar dünyanın en çalışkan hayvanlarından biriydiler ve bir an bile boş durmadan iş yapıyor, sürekli insanlara faydalı olacak lezzetli balı üretiyorlardı. Küçük arı arkadaşım beni bal peteklerinin yanına yaklaştırdı. Bunlar öyle düzgün inşa edilmişlerdi ki, küçücük hayvanların böylesine mükemmel bir yapı ortaya çıkarmalarına hayret etmemek elde değildi.

Gördüğüm petekler çok düzgün altıgenlerden meydana geliyordu. Geçtiğimiz hafta matematik öğretmenime altıgenlerle ilgili merak ettiğim bazı soruların olduğunu söylemiştim. O da bana kısaca altıgenleri tarif etmişti. Ama ben daha fazlasını merak ediyordum; arıların altıgen bir petek inşa ederken neleri göz önünde bulundurmaları gerektiğini bu sefer bir de arkadaşıma sordum.

O da bana bu konuyu işçilerin en yetişkini olan bilgin arının cevaplayabileceğini söyledi. Sonra bilgin arıyı çağırdı ve o da benim soruma şöyle cevap verdi:

Balarısı:   Biz altıgen bir petek yaparken petek hücrelerinin iç açılarına dikkat ederiz. Yani 120 derecelik iç açıları çok iyi hesaplamamız gerekir. Bunun dışında, petek hücrelerinin yere yaptıkları açı da çok önemlidir. Eğer diğerini ayarlayıp bunu dikkatten kaçırırsak, kuşkusuz petekte bozukluklar meydana gelir ve peteğin içine depoladığımız bütün ballar yere dökülür.

Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.
(Nahl Suresi, 68-69)

Burak:  Doğrusu tam olarak anlamakta zorluk çekiyorum. Çünkü bu konu bana henüz çok yabancı. Peki ama, nasıl oluyor da siz bütün bu hesapları yapmakta zorluk çekmiyorsunuz? Altıgenlerin bu 120 derecelik iç açılarını nasıl tutturuyorsunuz? Üstelik kusursuz petekleri üretirken hiçbir yardımcı alet de kullanmıyorsunuz. Aklıma kağıt üzerinde yapmaya çalıştığım sayfalar dolusu bozuk geometrik şekiller geldi... Ve size olan hayranlığım bir kat daha arttı!

Balarısı: Bize hayranlık duyma, bunları biz kendimizden yapmıyoruz ki! Bunların hepsi bize doğuştan öğretilmiş yetenekler. Yani biz dünyaya tüm bunları yapabilecek şekilde geliyoruz. Kendi aramızda bir eğitim filan görmüyoruz.

Burak:  Mükemmel bir akıl sergiliyorsunuz! Bütün insanların yaptıklarınızı öğrenmesi gerekir. Eğer izin verirseniz size birkaç şey sormak istiyorum.

Balarısı: Tabii...

Burak: Neden peteklerinizi altıgenlerden yapıyorsunuz?

Arılar, petekleri yaparken, usta birer mühendis gibi açı hesabı yaparlar. Sonuçta ortaya çıkan petek, bir mühendislik harikasıdır. Kuşkusuz bu hesabı küçücük arılar tek başlarına yapamaz. Onlar doğadaki tüm canlılar gibi Allah'tan aldıkları ilhamla hareket etmektedirler.

Balarısı: Anladım; petekleri neden beşgen, dörtgen, sekizgen, üçgen değil de altıgen olarak inşa ettiğimizi merak ediyorsun... Eğer altıgenin dışında bir şekilde yapsaydık, aralarda kullanılamayan bölgeler ortaya çıkacak, böylece hem daha az bal depolayabilecek hem de araları doldurmak için boş yere balmumu harcayacaktık. Aslında dörtgenlerde, üçgenlerde de bal depo edebilirdik, ama bu şekiller arasında çevresi en kısa olan şekil altıgendir. Diğerleriyle aynı hacme sahip olmasına rağmen altıgen hücreler yapmak için kullandığımız balmumu üçgen veya dörtgen için kullandığımızdan daha azdır. Yani, en fazla balı altıgen petekte depolayabiliriz.

Kulaklarıma inanamıyordum! Sevimli, küçük bir arıdan mühendislik dersleri alıyordum... Sormak ve öğrenmek istediğim daha çok şey vardı. Ancak saat artık ilerlemişti. Bu yüzden bilgin arıyı orada bırakıp arkadaşımla beraber babamın yanına doğru gitmeye başladık.

Burak: Biliyor musun, seninle ve diğer arılarla tanışmak bana çok şey kazandırdı. Daha önce etrafımda bulunan, hatta burnumun ucunda duran güzelliklerin hiç farkına varmıyormuşum meğer! Siz bana tüm evrende, dünyada mükemmel bir düzenin olduğunu gösterdiniz. Bundan sonraki hayatımda bu mükemmellikleri hep fark edeceğimi umuyorum. Çok teşekkür ederim!

Balarısı: Bir şey değil küçük dostum... Unutma bu mükemmelliklerin hiçbiri bize ait değil. Biz sadece bize öğretileni uyguluyoruz. Güle güle!
 

Resimlerde çiçeklerden, bal yapabilmek için malzeme toplayan arılar görülüyor.

Arının yanından ayrılırken babamın ormanda "Burak!" diye yankılanan sesini duydum. Epey vakit geçmişti. Koşar adımlarla ailemin yanına gittim. Aklım küçük dostumda kalmıştı! Tam o sırada arabanın koltuğuna oturduğumda arabamızın üstünde bir kelebek gördüm. Kanatlarında büyük bir renk uyumu ve simetri vardı. Ertesi gün okul kütüphanesine gidip onunla ilgili araştırma yapmaya karar verdim.

Allah'ın yarattığı güzellikler saymakla bitecek gibi değildi. Biliyordum ki, daha öğrenmem gereken çok şey vardı...